6 Ağustos 2009 Perşembe

confusion

Je suppose que je pourrais simplement aller
Vais-je décevoir mon avenir si je reste ...?

Nul ne peut connaître la réponse exacte à cette question, je suppose. Surtout si la personne en question est un caractère confus que moi.

une âme perdue,
des questions sans réponse,
des chansons qui n'ont pas de mélodie,
c'est ce que je peux appeler une véritable parodie.

fsa...

5 Ağustos 2009 Çarşamba

कब्लोसू कोपन बीर şएयर ओल्दु...

kablosuz...artık herşey kablosuz...
telefonlar...televizyonlar...bilgisayarlar...ve tabiki ilişkiler.. Onların da kablosu koptu artık. Bağlantı hızı düştü ilişkilerin...Özellikle benim gibi geleneksel bir bakış açınız varsa, geçmişe tarifsiz bir özlem duyuyor ve pratikliğin insanları insanlıktan çıkardığını gözlemliyorsanız, kesin farketmişsinizdir sizde bunu.
Bu kablosuz yaşam, bizleri şüpheci ve gitgide daha paranoyak yapıyor... Kabloyla bağlanmak gibi değil işte...Bütün günü telefon başında özveri ve fedakarlıkla beklemek gibi değil kablosuz yaşam... Muğlak, sığ ve güvensiz...bir kere kabloya ihtiyaç duyduğunuzda o orada değilse hayatınız boyunca kablosuz gittiğiniz her yerde o korkuyu yaşıyorsunuz: ya hayata bağlanacak bir kablo bulamazsam??? Bu gerginlik her kasınıza yansımaz mı???Siz siz olmaktan çıkmaz msınız???

hal böyle olunca, sürekli hisseden kalbimiz bir paylaşım klasörü haline geliyor tabi...kablosuz da olsa iletişebildiği her noktada, herkesle bir noktasını paylaşıyor insan ister istemez...kimiyle gizli dosyaları kimiyle minik sohbetleri...bir şekilde bir klasör açılıyor işte anlayacağınız. Tam bu aşamada bir hacker kalbinize güvenli olmayan bir ağdan girmişse, o klasöre format atmak kaçınılmaz olmakla beraber uzun güncellemeler gerektirecektir. Hard-disc'inizi, ana kartınızı (beyninizi - aklınızı) böylesi bağlantı kopukluklarından korumak için onları görünmeyen kablolarla bağlamalısınız yaşama. kendinizi oyalayacak bir şeyleriniz olmalı, kablosuz da olsa kendine yetebilmeli hard-disc dediğin hangi dosyaları açıp hangilerini açmayacağını bilmeli, öğrenmeli ve tecrübelerini unutmamalı...

Kalbinizi, bir diğer kalbe bağlantısı kopmayacak sağlam kablolarla bağlamalısınız.

17 Temmuz 2009 Cuma

cuma

a noktasında iki yaşam yeni açarken gözlerini
b noktasında huzurlu bir karanlık kapladı, yaşlı bir bedeni
uzun nice cumalar geçirmek üzere doğmuş...

ve beşer,
ayaklarını uzatıp gözünü güneşe kıstığı c noktasından
bulmuş bir sonuç;

a noktasından hareket eden iki yaşamın yaptığı hız
b noktasına vardığında aldığı hazlar toplamına eşitmiş
nice hayatlar boyunca hesaplanmış...



huzurlarının daim olmasını dilediğim ikizlere ve geldiği yere dönen bedenlere, geride izlerini bırakan ruhlara...

f.s.a

17 Haziran 2009 Çarşamba

geç kalmak üzerine

son dönem sevmediğim modalarımdan biri
bozuk uyku düzenim ve sabah ağlaklığım
kaçırdığım sadece bir toplantı mıydı
yoksa özgüvenim mi o ardına bakmadan kaçan...

sebebini anlamadığım bir sersemlik hali bu üzerimdeki,
yalan yok aslında, sebebini de biliyorum.
Yüksek sesle söylemeye korktuğum
gizli saklı sırlarımdan biri işte.

Neyse ki uyanılıyor geç de olsa her uykudan
Gün ışığı görmek için cama ihtiyaç duymuyor insan
Mevsim değişikliği yoruyor işte
bir öyle olmak... bir de böyle...


fsa.

25 Mayıs 2009 Pazartesi

sebebpsiz

Sebepsizce oturuyordu. Hiç bir kazancı yoktu, kaybı büyüktü. Kalbi çekmişti. Gözleri düşmüştü. Bakıldığında çok parlak bir tablosu yoktu. Öğrendiğini biliyordu ama sabır en sevmediği dersti. Bakmayın kendince iyi notlar alıyordu, "kendince".

Mutfak kapısının ardındaki hayata karışmayı o kadar özlemişti ki yoldan geçen her insan ona acı veriyordu. Sabır taşı yumruk olup boğazına takılıyordu.

Gezdiği köylerin güzellikleri, anlık kısa mutlulukları mevcut durumlarını kurtarmaya artık yetmiyordu, huzuru eksi bakiyedeydi. Huzur ekonomisi artık dalgalanmıyordu bile, sadece düşüşteydi. Minik mutluluklara talep fazlaydı oysa bu anların arzı sınırlıydı ve doğal olarak pahalıydı.

Ne yapacağını bilemez halde oturduğu o köşeden bana böyle gözüküyordu. Çırpınıyordu, fakat çıkamıyordu düştüğü kuyudan. Yanına yaklaştım. Elimi yanağına koydum. Kafasını oynatmadan dolu gözlerini yüzüme dikti. Gülümsedi. Bana ihtiyacı olduğunu biliyordum ama ona yaklaşmak istemiyordum. Ruhunu özgür kılarsam yaşayacağı karmaşayı kaldırıp kaldıramayacağını kestiremiyordum.

Nasıl olduğunu sordum elimi yanağından çekerken. Annesinin çok sevdiği gamzesini ortaya çıkartarak nazikçe gülümsedi "iyiyim, teşekkür ederim" dedi. "sen nasılsın?"
"İyiyim teşekkür ederim" dedim kendi yanağımda bir gamzenin belirdiğini bilerek. Birbirimizi dikkatle inceliyorduk. O bana bakıp bunca zaman nerelerde olduğumun cevabını yüzümde arıyordu bense aslında beni terkedenin kendisi olduğunu bilip bilmediğini anlamaya çalışıyordum.

- Yorgun görünüyorsun, neler yaptın?
- Hiçbirşey aslına bakarsan... sabun köpükleri topladım. Birikmiyorlar biliyor musun? Sen de yorgun görünüyorsun, sen neler yaptın?
- Sen köpükleri toplamaya çalışırken seni seyrettim. Bu da beni çok yordu.

Gülmeye başladık...Bir müddet sonra sessizlik geri geldi. Ona anlatmak zorundaydım.

- Seni terkettim çünkü hayatta kalmak zorundasın. Benle birlikte yaşadıklarını yaparak hayatta kalamazsın en azından şimdilik. Gitmemi sen istedin, çünkü buna da ihtiyacın vardı. Kapında biriken kağıtları, kafanda biriken kaygıları eksiltmek için
şu mutfakta oturman lazım. Kafanı bir duvara vur ve ayıl artık. Oturduğun mutfağın kapısını açmam için beni arıyorsun ama benle gelmeye hazır değilsin. Zamanı gelince seni bu mutfaktan çıkarmak için geleceğim. Şimdi gidtmem gerek. Sıkıldığını biliyorum. Dayanman gerek... Bu bir sabır dersi...Introduction to Patience, Kısaltması IP ve iplememen gerektiğini vurgulamak için böyle.

Neyseki hala gülen birileri vardı içimizde...


- Geldiğin için teşekkür ederim. Seni bekleyeceğim.

- "Biliyorum" dedim. Oradan ayrılır gibi yaptım ve karşıda duran otobüs durağındaki kalabalığa karışıp ona bakmaya devam ettim...

Oturduğu yerden kalktı. Mutfaktan çıkma vakti gelmişti. saat 21.45'ti...


fsa.. istanbul

13 Mayıs 2009 Çarşamba

geçmişe "doğru" seyahat

her şeyin ne kadar değiştiğini görmek için bir dönem çok umut yeşerttiğim, benzer umutların hala yeşerdiğini gördüğüm bir yerdeyim şu an.

genç olmakla ilgili sağlam temellere oturtamadığım kendime ait donelerim var elimde o yüzden şu an tanık olduklarım biraz yorucu, biraz üzücü, biraz da kıskançlık sebebi aslında benim için.

ne demek istediğimi size daha açık nasıl anlatabilirim diye düşünüyorum... net bir cevabı yok gerçekten. kendi tercihlerimize dayalı bir ton yanlış belki de mr. jobs'un dediği gibi ilerde dönüp baktığımda bir ton doğru ile dolu. ikinci ihtimalin doğru olmasını canı gönülden istiyorum yalan söyleyemem...

&&&

neyse güneşli bir gün bu gün; 2006 mayısındaki gibi enseler, kollar, yanaklar kırmızı:) bir kaç tanıdığa rastlamak mümkün oldu. Oysa gözün en çok aradıkları uzakta, yakında belki ama yine de uzak işte.
En çok selini aradı gözlerim, ne de olsa en uzağımda kalan o oldu 2006'dan bu yana.


beytepe & ankara

9 Mayıs 2009 Cumartesi

on....

bir
şeyler eksik,
iki
kişilik bu işte
üç
kuruşluk hesapların
dört
köşe zevklerin
beş
para etmez kalabalıkların var.
altı
üstü hayat yaşadığın ama
yedi
kuleli zindanlarda hapis fikirlerin
sekiz
yaş olgunluğunda sevgilerin ve ben
dokuz
köyden kovulacağım tüm bunları söylediğim için.
on...
ise sadece iki harfi bilinmez ama tahmin edilebilir sonların..

fsa...

22 Nisan 2009 Çarşamba

"boş bakış" açısı

şu an etrafımda ve hayatımda cereyan eden "kontrolsüz yuvarlanıp gitme" haline ilişkindir diyeceklerim.

Gözümü kapattığım anda karanlığa hücum eden binlerce rengarenk imajla savaşıyor algım. İşte budur tam olarak baş ağrılatrımın sebebi. Dore ayakkabı, üzerine bir kürsü, üzerine para birimleri, üzerine yüksek ses, üzerine telefon kabloları, üzerine birbiri üstüne gelen mailler, iki parmak arasında çevrilen kalemin masaya değdikçe çıkan sesi, jenerik nokia melodisi, havalandırma sesi, tuşlara dokununca çıkan çıt çıt sesler, kahkahanın en yüksek tonu... bardak altlığı, tüm imajlar birbiri üstüne binerek mutlak karanlığı oluşturduğunda sadece havalandırma sesi kalıyor kulaklarda ve kemirdiğim dudaklarımdan bir tuzlu kan tadı alıyorum çok yoğun olmasada...

çok tiz bir ses vardır tam bu anda kulağa gelen, başka yönteme veya soruya ihtiyacın yoktur ama çok yöntem ve ve her yöntemin beraberinde çokça sorusu vardır. Çok yöntem çok soru döne döne birbirine karışır ve kulaktan içeriye giren bir ses girdabı oluşturur, çok tiz bir sestir. Uzun süre öten alarm tizliğindedir. Öten alarmsa huzurunuzun gidiyoruuuuum bye byeeee demesinden başka bir şey değildir.

tüm bu karanlık perdeyi aralayıp gözümü açınca karşı duvara baktığımda gördüğüm tek şey "American Beauty" filmindeki, boşukta süzülen poşettin görüntüsüdür. Kendini iten rüzgara teslim olmuş, uçup hışırdayan poşet... Çok huzurlu bir kare gibi gözükse de içimdeki boşluk ve kafamdaki karmaşayı hiç bir kare daha net anlatamaz...

Parmaklarını sol şakağına bastırıp, yanaklarını hava ile doldurmuştu... ağzından puf baloncukları çıkmaktaydı ve yüzü ekranın ışığı ile parlıyordu. gözleri ekrandan gelen ışığa tepkisini ortaya koyup kızarmıştı. duvara sırtını dönmüş, çenesini kaldırmaksızın gırtlağına doğru 45 derecelik bir açı ile eğmişti. insanın karşıdan bakıldığında göründüğü açıdır bu "boş bakış" açısı... iç acılarının* toplamı ise sonsuza eşittir...

*gülseren'i tanıyan var mı?

pera...

19 Mart 2009 Perşembe

lets think about that selo //sesli düşünüyorum

People say "I want peace."
If you remove I (ego), and your want (desire), you are left with peace.

----

bir araştırma esasında linklerde seke seke bulduğum bir diğer notu da aşağı iliştirmek isterim:

"neticede durmaktır huzur."

------
Ve Gide'nin pastoral senfonisinden bir satır:

"ancak hiçbir şey huzuru aşksız bir itaat kadar gölgeleyemez."


yada temel çözüm "ignorance is a bliss... :)"

4 Mart 2009 Çarşamba

söylediğim bir şey sadece söylediğim anlama gelemez mi?
Altında derinlikler olmadan sığdan kenardan...
bu gün olmamak tercih hakkım olsaydı yanında mı dururdum, asla...
Bundan seni sevmediğim anlamı çıkar mı, çıkmaz.
dedim ya orda durmak istememem asıl yok olma isteğinin kaynağı, sen değilsin. benim işte...

kızma bana, ya da bakma öyle bayık süzük.
sadece sıkılmış olamaz mıyım?
yüzüme gözünü diktiğinde ruhuma uyguladığın şiddetin hesabını soracak yasası yok dilimin.
Dilime can veren beynimin, kelimelere can veren ruhumun mecali yok.

sadece birazcık gidemez miyim?
sakinleşince sular dönemez miyim?
döndüğümde kimseyi bulamaz mıyım?
herkes aynı yerinde olsa bile... herkes aynı yerinde duruyor olsa bile...


fsa... galata..mart 009