merhabalar efendim....
bendeniz, bu ajansın genel yayınyayınrahatçayayın müdürü selo...
efendim ankaradayım şu an, bir iş vesilesi ilen...kaldığım bir odada açtığım şu görmemekte olduğunuz televizyonda meryl streep'in başrol oyunculuğunu yaptığı bir sosyal sorumluluk projesi bir toplumsal bilinçlilik filmi oynuyor. efendim harlemde büyük çabalarla açılan ve küçük kemancılar yetiştiren program kapanır, ayakları üzerinde duran anne kızar, sonra destek dernek derken bu 50 mini mini kemancı Carnegie Hall'de ( http://www.carnegiehall.org/SiteCode/Intro.aspx) konser vermek üzere organize olur. Her izlediğimde merly streep'in carnegie hall ziyareti esnasında göz yaşlarına boğulduğum, konser anında ise peçeteleri burnuma teptiğim bir filmdir.... Şiddetle öneririm... Ama bu gecemi elli minik kemancıya değil, çok değerli iki insana ve bir kaç soru işaretine ayırdım...
Sizin dikkatinizi çekmediyse söylemek isterim bu gün 25 Haziran.. 20 dakikadır öyle en azından.
herşeyden öncesi en güzel kadının doğum günü 25 haziran.... herşeyin öncesine yerleştirince onu, herşeyi anlatmak yersiz aslına bakacak olursak... Seni seviyorum güzel kadın, canıma can veren...
25 haziran diğer bir önemli doğum gününe daha işaret ederki bu doğum gününün sahibi taze nişanlı bir ajan olur ve ajan olduğu için adını burda anmam doğru olmayacaktır. Kendisini çok sevdiğimi söylemek ve dünya tatlısı eşiyle güzel bir hayat paylaşmasını dilemek isterim... iyi ki varsın ajan34-06-35...
soru işaretleri ve cevaplarına gelmek anlamsız esasında şu noktadan sonra... hepsi beni gerçekten uzaklaştırıyor sadece... özüne bakınca gerçek o kadar açık ve önünde oluyor ki insanın.. gerçek iki parmağınızın ucunda... orta parmağınızı ve işaret parmağınızı birbirine bitiştirin, bileğinize koyun gerçeği orada hissedersiniz, kalbiniz atıyordur, dolaşım sisteminizin size verdiği mesaj işte budur. İşte gerçek orada yatar, hayat gerçektir...
bu yazı ciddye almadığım tek gerçeğe -hayata- atfen, gerçeğin kendisi -hayat- referans alınarak yazılmıştır...
enjoy it... if you can't evite it...
öpsün sizi selo...
24 Haziran 2008 Salı
17 Haziran 2008 Salı
demek istediğim şu ki...
demek istediğim şu ki...demek istediğim şeylerin hepsi sizlersiniz aslında...
köşede gülen adam, sen benim sokaklarda kalmış yarım ve şurda duran şapkalı bayan sizde chanel eteğiniz ve eldiveninizle içimde kalan imkanı olmayan 60'larım... Şurada ağlayan çocuk sen yalnız bayramlarım olmalısın. Ve sen sinsi bakışlı canavar, sen de nedenini bulamadığım önyargılarım....
ya telefonda konuşan şu genç, ilk aşkım gibi pespembe yanaklarıyla neler umut etmezki şimdi? Bilmez miyim açılmaksızın çalan telefonun kalpte yarattığı sancıyı ben...
Şu uzaklara dalmış camdan dışarıyı süzen kıza bakın, görmez misiniz doldurulamaz boşluklarını hayatımın. Ellerinde poşetleriyle yokuştan aşağı sallanarak inen kadın, evime kaç adım kaldı şurda, köşe başından çiçeklerini alıp evime gireceksin az sonra...
fsa...
köşede gülen adam, sen benim sokaklarda kalmış yarım ve şurda duran şapkalı bayan sizde chanel eteğiniz ve eldiveninizle içimde kalan imkanı olmayan 60'larım... Şurada ağlayan çocuk sen yalnız bayramlarım olmalısın. Ve sen sinsi bakışlı canavar, sen de nedenini bulamadığım önyargılarım....
ya telefonda konuşan şu genç, ilk aşkım gibi pespembe yanaklarıyla neler umut etmezki şimdi? Bilmez miyim açılmaksızın çalan telefonun kalpte yarattığı sancıyı ben...
Şu uzaklara dalmış camdan dışarıyı süzen kıza bakın, görmez misiniz doldurulamaz boşluklarını hayatımın. Ellerinde poşetleriyle yokuştan aşağı sallanarak inen kadın, evime kaç adım kaldı şurda, köşe başından çiçeklerini alıp evime gireceksin az sonra...
fsa...
5 Haziran 2008 Perşembe
Haziran demek...
yaz demek tabiki... kemiklere işleyen güneş demek:)
hafif bir serin esinti demek geceleri
gündüz buzlu bir limonata demek
babalar günü demek
annemin doğum günü demek
kuzenimin, ajanın,tülinin, şuşuların, jonun
ve illaki birilerinin doğum günü demek
sınav dönemi demek pek çok çocuk için
karpuz peynir demek
açık camdan içeri giren çiçek kokusu
ve böcek ilacı reklamlarının ekranlardaki yerini alması demek
keten elbise, hasır şapka demek
ve haziran demek benim için ...
ilk kez gördüğüm ve
son kez gördüğüm
içimdeki kör düğüm ve içimdeki kor düğüm demek...
f.s.a
hafif bir serin esinti demek geceleri
gündüz buzlu bir limonata demek
babalar günü demek
annemin doğum günü demek
kuzenimin, ajanın,tülinin, şuşuların, jonun
ve illaki birilerinin doğum günü demek
sınav dönemi demek pek çok çocuk için
karpuz peynir demek
açık camdan içeri giren çiçek kokusu
ve böcek ilacı reklamlarının ekranlardaki yerini alması demek
keten elbise, hasır şapka demek
ve haziran demek benim için ...
ilk kez gördüğüm ve
son kez gördüğüm
içimdeki kör düğüm ve içimdeki kor düğüm demek...
f.s.a
11 Mayıs 2008 Pazar
kutsal ve kocaman yürekli güzel kadına...
yokluğunu düşünmek bile istemeyeceğim,
sevgisi içinden, yüreğinden, gözlerinden taşan,
elleri sevgiyle okşayıp, gözleri sabırla bakan,
dizleri pamuk, kucağı pamuk, saçları pamuk
dualarınla tutunup hayatın bir dalına,
verdiklerinin büyüklüğünü düşünüyorum kendi kendime
ve görüyorum ölçülmez tartılmaz değerlerini,
ve özlüyorum yağmur yağdığında
ve özlüyorum güneş açtığında
ve özlüyorum uyumadan...ve uyanıyorum yine...
varlığının verdiği huzurun karşılığında sana verebileceğim bir hediye yok
bu huzurun yanında bildiğim en büyük ölçüler unufak...
içinde yaşayıp yansıtmadığın korkuların kadar gereksiz tüm hediyeler
sen benim hediyemsin ben senin
çünkü biliyorum benim bedenim aslında senin
ve biliyorum ki ben düşsem, kanar senin tenin...
tanıdığım en kocaman yürekli kadına....
verdiği sonsuz sevgi için...
fsa
anneler gününüz kutlu olsun...
sevgisi içinden, yüreğinden, gözlerinden taşan,
elleri sevgiyle okşayıp, gözleri sabırla bakan,
dizleri pamuk, kucağı pamuk, saçları pamuk
dualarınla tutunup hayatın bir dalına,
verdiklerinin büyüklüğünü düşünüyorum kendi kendime
ve görüyorum ölçülmez tartılmaz değerlerini,
ve özlüyorum yağmur yağdığında
ve özlüyorum güneş açtığında
ve özlüyorum uyumadan...ve uyanıyorum yine...
varlığının verdiği huzurun karşılığında sana verebileceğim bir hediye yok
bu huzurun yanında bildiğim en büyük ölçüler unufak...
içinde yaşayıp yansıtmadığın korkuların kadar gereksiz tüm hediyeler
sen benim hediyemsin ben senin
çünkü biliyorum benim bedenim aslında senin
ve biliyorum ki ben düşsem, kanar senin tenin...
tanıdığım en kocaman yürekli kadına....
verdiği sonsuz sevgi için...
fsa
anneler gününüz kutlu olsun...
25 Nisan 2008 Cuma
j'aime
Une nuit j'ai aimé un homme. L'autre matin je me suis réveillé pour voir que ses soucis étaient plus grands que moi… J'ai dit: Si seulement il pourrait seulement être lui-même... Et rien plus que le sourire sur son visage...
13 Nisan 2008 Pazar
köşeli hikaye...
sigara kokuyor...ve bir yoğun iç bunaltıcı parfüm...bir anda orda olmaması gerektiğini anlar köşeli kadın...Kalbi köşeli, aklı köşeli, jetonu köşeli, kendi köşeli kadın...dünyaya fazladan geldiğini anlamak için kaç kere yaralanması gerek insanın? çok da uzun sürmeyen bir yolculuk evine kadar, yolda akıp gider düşünceleri geçmişe kadar... Nihayet varır evine ve en nihayetinde burnu köşeli ayakkabısı kapıda... teki yere baygın düşmüş, teki dimdik ayakta duruyor meydan okurcasına... ikiye bölünmüş ruhunun bir reprödüksiyonu gibi... evin köşeli duvarlarından güç alarak yürür köşeli kadın odasına... ve uzanır dört köşeli yatağına ve çevirir gözlerini dört köşeli tavana ve dalar gider sivri köşeli acıtan anılara... kulağına çınlamaktadır bir acı melodi ve anılarında yankılanmaktadır geçmiş. köşeli sevgilerin kucağına atarak kendini, dik yokuşlardan aşağı yuvarlanarak zaman zaman geçmişin kollarında sallanır sanki anılar beşikmiş gibi...
köşeleri yüreğini delse de yaşananlar yaşandı der kendi kendine...daha avare bir çocuktu ve düzlükte dağları aşardı gücü hayallerinin. Freni yoktu bindiği arabanın ve karşısında duran duvar, ona pamuktu sadece...ve umarsız ve tutarsız ve hesapsız sürerken arabasını pamuk oldu adeta bir beton...kırıldı parça parça, kalp saçıldı yerlere. kanayan düşünceleri sardı yeni yüzlerle... yeni yüzlerde gördü eski ihanetler ve tutmuyordu geleceğe dair mutlu kehanetler. ve tüm kırık parçaları sararak sevgilerine... köşeli kadın bakmadan yürür geceye...elinden tutan gecenin verdiği güvenle kapatır gözlerini olup bitene... ses geçirmez camının arkasından seyreder akıp giden ışıkları ve her bir ışık anımsatır eski aşkları... köşeli kadın ağlar acıyla sessiz, mutluluk uzak gibi, bir gece daha dehliz...
böyle böyle biler köşelerini kadın... ve çıkar kokusu, çıkar tadı hayatın....ve ince bir yağmur süzülür köşelerinden...ruhu kaçar uzaklaşır bedeninden... bakar kalır köşeli suretine ve köşeli tavana bakarak sarılır yansıyan görüntüye....
.....05.36......
........fsa........
köşeleri yüreğini delse de yaşananlar yaşandı der kendi kendine...daha avare bir çocuktu ve düzlükte dağları aşardı gücü hayallerinin. Freni yoktu bindiği arabanın ve karşısında duran duvar, ona pamuktu sadece...ve umarsız ve tutarsız ve hesapsız sürerken arabasını pamuk oldu adeta bir beton...kırıldı parça parça, kalp saçıldı yerlere. kanayan düşünceleri sardı yeni yüzlerle... yeni yüzlerde gördü eski ihanetler ve tutmuyordu geleceğe dair mutlu kehanetler. ve tüm kırık parçaları sararak sevgilerine... köşeli kadın bakmadan yürür geceye...elinden tutan gecenin verdiği güvenle kapatır gözlerini olup bitene... ses geçirmez camının arkasından seyreder akıp giden ışıkları ve her bir ışık anımsatır eski aşkları... köşeli kadın ağlar acıyla sessiz, mutluluk uzak gibi, bir gece daha dehliz...
böyle böyle biler köşelerini kadın... ve çıkar kokusu, çıkar tadı hayatın....ve ince bir yağmur süzülür köşelerinden...ruhu kaçar uzaklaşır bedeninden... bakar kalır köşeli suretine ve köşeli tavana bakarak sarılır yansıyan görüntüye....
.....05.36......
........fsa........
17 Mart 2008 Pazartesi
içimden yaşayan kişisel gerişim(!) uzmanı
bu yazıyı okumaya başlayan biri varsa bi yerde ilk cümlenin sonunda nokta yerine çığlık koyduğumu farkedecektir
Yorgunluklarımı üstüste koyarak cehennemin en üst katına ulaşacağıma olan inancımı biledim an itibariyle. Ani kızgınlığıma yenilip ağladım üstüne bir de - ki bu eylemim henüz bitmedi - jewel diyor ki dizlerimin üzerine çöküp dua edeceğim, kurtarmaz demek istiyorum kendisine burdan, nanik sana jewel :)
Çantalarımı huzurla topladıktan sonra evden çıkarken uyandırmaya kıyamadığım için öpemediğim bir sevgilinin hayali bile yüzümde bir tebessüme yol açmazken nasıl sağlıklı düşünebilirim ki... jewel beynimi bulandırıyor :)
size neler anlatırdım biraz ben kalmış olsaydı içimde...ama şu aralar kendimi nota sanmaya ihtiyacım var. Ahenkli acı çekerim ne yalan söylemeli, en azından bir kompozitör requiem yazardı şu kırmızı burnum için :) ama gülerek dinlerdim ben kesin burnum ve burnumun temsil ettiği eylem için bestelenmiş bu requiemi....
gerçek şu ki ı feel that there are gaps but the harder ı try to fill them the bigger the gaps get....ama sorun yok ı'm used to feel and fill them...ben de back to back konaklar bu boşluklar :)
iyi geldi şu saatte bu kadar saçmalamak (bu cümleyi de içimde yıllardır tuttuğum bir soluğu dışarı vererek noktalıyorum yine nokta koymadan)
öperim...
selo
Yorgunluklarımı üstüste koyarak cehennemin en üst katına ulaşacağıma olan inancımı biledim an itibariyle. Ani kızgınlığıma yenilip ağladım üstüne bir de - ki bu eylemim henüz bitmedi - jewel diyor ki dizlerimin üzerine çöküp dua edeceğim, kurtarmaz demek istiyorum kendisine burdan, nanik sana jewel :)
Çantalarımı huzurla topladıktan sonra evden çıkarken uyandırmaya kıyamadığım için öpemediğim bir sevgilinin hayali bile yüzümde bir tebessüme yol açmazken nasıl sağlıklı düşünebilirim ki... jewel beynimi bulandırıyor :)
size neler anlatırdım biraz ben kalmış olsaydı içimde...ama şu aralar kendimi nota sanmaya ihtiyacım var. Ahenkli acı çekerim ne yalan söylemeli, en azından bir kompozitör requiem yazardı şu kırmızı burnum için :) ama gülerek dinlerdim ben kesin burnum ve burnumun temsil ettiği eylem için bestelenmiş bu requiemi....
gerçek şu ki ı feel that there are gaps but the harder ı try to fill them the bigger the gaps get....ama sorun yok ı'm used to feel and fill them...ben de back to back konaklar bu boşluklar :)
iyi geldi şu saatte bu kadar saçmalamak (bu cümleyi de içimde yıllardır tuttuğum bir soluğu dışarı vererek noktalıyorum yine nokta koymadan)
öperim...
selo
14 Mart 2008 Cuma
aynaya bakınca - hemde arkana/ aynaya bakmadan
bakmaya cesaret edebileceğim uzaklara çevirdim gözlerimi, sözlerimi ulaşacağını bildiğim bir zihne yönlendirdim.aynada baktım yakınıma uzağıma. hepsi ışıkla büyüyüp küçülen göz bebeğimin içinde ikamet eder. kendimi, sözlerimi, gözlerimi, özlerimi yeniledim bu sabah. geçmişle gelecek arasında ne fark var ki dedim... hepsi zamanının şimdisi değilmidir en nihayetinde. iyisi de kötüsü de benimdir diyerek sarıldığım eylemlerimden pişmanlık mı duyacağım şimdi. zamanının şimdisine, kendime ihanet mi edeceğim. affetmeyeceğim yaptıklarım için kendimi, özür dilenecek şeyler değildi çünkü hiç biri şüphesiz. kendi yaptıklarım için kendimle gurur duyma yaşına yaklaşıyorum. e kolay değil geleceğe merdiven dayadık bir kere. meyve gibi çürük ama olgun durmasını öğrenmek, daldan düşmeden sürdürmek lazım nefes almayı... a harfi kullanmadan cümle kurmaya çalışmaları bırakmalı artık. bol bol sesli harflerle bezemeli bu olgun meyveden mürekkep ağacı.
(öylesine yazılan satırların anlamını keşfediyor insan yıllar sonra dönüp gülerek okuyunca, bunu da kimbilir ne zaman tekrar okumak üzere web 2.0 'a emanet ediyorum...)
sevgilerimle...
selo
(öylesine yazılan satırların anlamını keşfediyor insan yıllar sonra dönüp gülerek okuyunca, bunu da kimbilir ne zaman tekrar okumak üzere web 2.0 'a emanet ediyorum...)
sevgilerimle...
selo
20 Şubat 2008 Çarşamba
Confusion that leads to confessions.
The days pass by, me staring...
The way you look and me blushing
We being parted that annoys me yes that annoys a lot
Wish we can make it, yes that is the wish of my heart
I broke your one precious heart
and begging here for you to not break mine
can you be that generous to forgive me
can you love me the way that ı am for the one that ı am...
my heart is confused
my mind is chained by the toughts of your smile
this confusion that leads to my confessions
this confusion that leads to my confessions
The biggest lie ı ever told to be ı don't love you
the biggest pain ı ever experienced when you believed
please be that generous to forgive me
please love me the way ı am
for the one that ı am
as I am the one that find the deep peaces in your eyes..
as I am the one smiles with a thought of you...
as I am the one that you loved once
as I am scared to death
Scared to death of making mistakes...
...fsa...
The way you look and me blushing
We being parted that annoys me yes that annoys a lot
Wish we can make it, yes that is the wish of my heart
I broke your one precious heart
and begging here for you to not break mine
can you be that generous to forgive me
can you love me the way that ı am for the one that ı am...
my heart is confused
my mind is chained by the toughts of your smile
this confusion that leads to my confessions
this confusion that leads to my confessions
The biggest lie ı ever told to be ı don't love you
the biggest pain ı ever experienced when you believed
please be that generous to forgive me
please love me the way ı am
for the one that ı am
as I am the one that find the deep peaces in your eyes..
as I am the one smiles with a thought of you...
as I am the one that you loved once
as I am scared to death
Scared to death of making mistakes...
...fsa...
9 Ocak 2008 Çarşamba
Love & Marriage - an institute you can't disparage
Tarihler'den 5 Ocak 2008...Saatlerimiz sabahın 9'unu göstermekte...
10 yıldır hazırlığı süren bir düğüne gidilecek akşam. Ablam evleniyor.
Düğün hazırlığı 10 yıl sürer mi dememek lazım... Esasında düğün hazırlığı en az 5 yıl sürmeli bence zaten...O insanı bulmak, o insanı sevmek, o insanı tanıyıp, farklılıklarınızı sevmek, benzerliklerinizin keyfini çıkartmak bunlar iki üç güne sığdırılamayacak şeyler...Zaten 10 yıl sonunda keşfedecek şeylerin bitmediğine eminseniz siz evlenin başka yapacak bir şey kalmamış zaten :) İşte 10 yıl süren hazırlık böyle bir hazırlık. Birbirlerine hazırlanmakla geçti 10 yılları bana sorarsanız...Sonra anne ve babanın hazırlığı var bir de...Aileye damadın girmesi sürecini bünyeye "mikrop" sokmak gibi düşünebilirsiniz, çok zor değil. Bünye mikrobu kabullenene kadar debelenir, bitap düşer ama sonunda mikrobu kabullenir:) Bizim damat içinde böyleydi durum. TÖ (AVC- avant connaissance) ve TS (APC - apres connaissance) diye ayırabiliriz bu süreci...Tanışma Öncesi / Tanışma Sonrası yani... Tanışma öncesinde mikroba yönelik ön yargılar, TS dönemde hatırladıkça yüz kızartan pişmanlıklara sebebiyet verir bu süreçte genelde. Tabiki bu mikrop da - bizim durumumuzda damat - TS dönemde bünyeye hemen kabul edilmiş tabiri caiz ise şayet, pek de sevilmiştir.
Bu 10 yıllık hazırlık sürecinin detaylarını öğrenmek için damattan bir sunum hazırlamasını rica edeceğim, bize ilişki dinamikleri ve piyasa koşullarının bu dinamiklere etkisi üzerine bir sunum yaparsa bu detayları da sizinle paylaşırım. Ama sunum ve yazılı açıklama izinleri gelene kadar tüm bu 10 yıl ikili arasında bir sır olarak kalacak. Bizler şahit olduklarımızın ne güzel olduklarının düşünüp mutlu olacağız =)
5 Ocak sabahına geri dönelim... Ufak tefek işler vardı ve gelinin bir iki isteği oldu...Eve döndüm sonra. Temiz pak çıktık evden. Önden gelin hanım gittiii...Ardından anne, baba, ben ve - herhalde- ne cins bir aile düşüncesini her diyaloğumuzla daha çok pekiştiren taksi şöförü, Beylerbeyi "mevkıııııığinde" bulunan Bosphorus Palace'a vasıl olduk. Ama gelin henüz olay mahaline teşrif buyurmamıştııı... Bizde 25 nolu odaya çıktık. Boğazın puslu sisli görünümünün ardında kendimizi aradık bir süre... Annem bosphorus daha osmanlı zamanında bir yalıyken bu konakta olup biteni hayale daldı,bir ara işi "burada kesin beylerbeyi sarayında oturanların bir akrabası tanıdığı falan oturdu" noktasına kadar getirdi, beni benden alan yorumlarda bulundu... Babam, sürecin en sonunda bu korktuğu noktaya varmış olmasından şaşkın, anlamsız mimik ve hareketlere gark olmuş şekilde rakı içti sonra evimizin mustafası ile çıkıp daha anlamsız ve duygu seli bir hareketle gidip kendine yeni bir çift ayakkabı aldı, kızı öyle istedi diye... Ben de boş geyiklerle annemi canından bezdirdim diyebilirim - Bi hayal kurdurmadım
kadınaa aaaa >:o
Derken gelin hanım geldiler.. Masalara yerleştirdiler konuklarını kağıt üzerinde. Sonra geldi anne hatundan yemek tarifleri aldı. Biz de bu yemekleri gerçekten yapacak mı acaba yoksa aldığı kırtasiye malzemesi yeni diye ders çalışan çocuk modunda defteri mi dolduruyor diye biraz düşündük, ona belli etmedik tabi :)
Öyle böyle saat 16.00 oldu. Sevigli Ünal Bey ve ekibi, "haydi kızlar bakıma" borusunu çalarak birer birer tipimizi, saçımızı değiştirdi, bir yerlerde yalnızca kendisinin duyduğu senfoni orkestrası eşliğinde kafasını titrete titrete... Biz de mal mal o ne derse yaptık...
10 yıldır hazırlığı süren bir düğüne gidilecek akşam. Ablam evleniyor.
Düğün hazırlığı 10 yıl sürer mi dememek lazım... Esasında düğün hazırlığı en az 5 yıl sürmeli bence zaten...O insanı bulmak, o insanı sevmek, o insanı tanıyıp, farklılıklarınızı sevmek, benzerliklerinizin keyfini çıkartmak bunlar iki üç güne sığdırılamayacak şeyler...Zaten 10 yıl sonunda keşfedecek şeylerin bitmediğine eminseniz siz evlenin başka yapacak bir şey kalmamış zaten :) İşte 10 yıl süren hazırlık böyle bir hazırlık. Birbirlerine hazırlanmakla geçti 10 yılları bana sorarsanız...Sonra anne ve babanın hazırlığı var bir de...Aileye damadın girmesi sürecini bünyeye "mikrop" sokmak gibi düşünebilirsiniz, çok zor değil. Bünye mikrobu kabullenene kadar debelenir, bitap düşer ama sonunda mikrobu kabullenir:) Bizim damat içinde böyleydi durum. TÖ (AVC- avant connaissance) ve TS (APC - apres connaissance) diye ayırabiliriz bu süreci...Tanışma Öncesi / Tanışma Sonrası yani... Tanışma öncesinde mikroba yönelik ön yargılar, TS dönemde hatırladıkça yüz kızartan pişmanlıklara sebebiyet verir bu süreçte genelde. Tabiki bu mikrop da - bizim durumumuzda damat - TS dönemde bünyeye hemen kabul edilmiş tabiri caiz ise şayet, pek de sevilmiştir.
Bu 10 yıllık hazırlık sürecinin detaylarını öğrenmek için damattan bir sunum hazırlamasını rica edeceğim, bize ilişki dinamikleri ve piyasa koşullarının bu dinamiklere etkisi üzerine bir sunum yaparsa bu detayları da sizinle paylaşırım. Ama sunum ve yazılı açıklama izinleri gelene kadar tüm bu 10 yıl ikili arasında bir sır olarak kalacak. Bizler şahit olduklarımızın ne güzel olduklarının düşünüp mutlu olacağız =)
5 Ocak sabahına geri dönelim... Ufak tefek işler vardı ve gelinin bir iki isteği oldu...Eve döndüm sonra. Temiz pak çıktık evden. Önden gelin hanım gittiii...Ardından anne, baba, ben ve - herhalde- ne cins bir aile düşüncesini her diyaloğumuzla daha çok pekiştiren taksi şöförü, Beylerbeyi "mevkıııııığinde" bulunan Bosphorus Palace'a vasıl olduk. Ama gelin henüz olay mahaline teşrif buyurmamıştııı... Bizde 25 nolu odaya çıktık. Boğazın puslu sisli görünümünün ardında kendimizi aradık bir süre... Annem bosphorus daha osmanlı zamanında bir yalıyken bu konakta olup biteni hayale daldı,bir ara işi "burada kesin beylerbeyi sarayında oturanların bir akrabası tanıdığı falan oturdu" noktasına kadar getirdi, beni benden alan yorumlarda bulundu... Babam, sürecin en sonunda bu korktuğu noktaya varmış olmasından şaşkın, anlamsız mimik ve hareketlere gark olmuş şekilde rakı içti sonra evimizin mustafası ile çıkıp daha anlamsız ve duygu seli bir hareketle gidip kendine yeni bir çift ayakkabı aldı, kızı öyle istedi diye... Ben de boş geyiklerle annemi canından bezdirdim diyebilirim - Bi hayal kurdurmadım
kadınaa aaaa >:o
Öyle böyle saat 16.00 oldu. Sevigli Ünal Bey ve ekibi, "haydi kızlar bakıma" borusunu çalarak birer birer tipimizi, saçımızı değiştirdi, bir yerlerde yalnızca kendisinin duyduğu senfoni orkestrası eşliğinde kafasını titrete titrete... Biz de mal mal o ne derse yaptık...
- Kafanı sola çevir!
- Aynaya bak! Aç gözünü! Kapa!
- Saçını öne al!
- Maşaaaa, maşaaaa!!!!!
Saat 18.30 olduğunda öncü ekip olarak baba giydirilip kuşandırıldı, misafirleri karşılamaya gönderildi, Ardından anne babanın yanındaki yerini aldı. Ardından ben indim, "ahı ehı çok teşekkürler ay kuzum pek şıksınız,ne şuşusunuz" dedim. Babibimi dedemi özlemişim onları izledim...Yakışıklı kuzenimle güldük eğlendik...Konuklar da böyle çigiyle çekilmiş gibi kız ve erkek tarafı davetlileri diye iki bölüme savruldular :) Neyse organizatör teyze gelipte bu gülleri gelinle damadın kafasına fıcıtın onlar beyaz halıda yürürken diiincee vaktin geldiğini anladımmmm :) Gittim gelin ablama bakmaya. 25 numaralı odadan girmemle selenin gelinliğinde bir error çarptı gözümeeee... Error'ü yok etmek üzere rescue team -anne ve organizatör teyze - odaya girdi. Gelin'i kurtardı...Bende daha büyük bir felaketi önlemiş olabilirim, geleceğe yön verdim diye bir gururlandım :)
O güzel an geldiğinde biz "gül fıcıtıcıları" yerimize yerleşmiştik ve konuklarda yaklaştılar platforma doğru...Caruso çalmaya başladığında takip ışıkları gelin ve damadı yakaladı.Merdivenden inene kadar takip etti onları:) Merdivenden inip beyaz halıya geldiklerinde gül fıcıtıcıları olarak bizler başlarından aşağı gazino sanki şarkıcılarıymışçasına gelinle damadın kafasına gül fıcıttık :) Güzel göründü şüphesizzzz:) Kalabalığın içinden koşarak bir gelin buketi geldi sonra geline(hahahahahah-bir de çiçekçi getirmeyi unutursa diyorduk, gelin teslim edilen çiçeği eline almayı unuttu.)
Kürsü etrafında toplaşan gelin-damat-dört şahit ve bir nikah memuru(tabii bir de arkada zırıl zırıl ağlayan babam) büyük alkış topladı. Dünyanın en anlamsız sorusuna verilen en anlamlı cevapları, damat 1.000.000$'lık anlaşmayı imzalar gibi,
Açıkçası düğünlerin gelin ve damat için yapılmadığını anladım bu düğün sonunda...Nasıl indiler ne oldu, hep birlikte dvd'den izleyip öğreneceğiz.
Herkes gittikten, bizbize kaldıktan sonra, gerçek düğün başladı. Ailece eğlendik. Bu süreçte yaptığı komiklikleri malzeme yapacağımı düşünerek tribünlere oynayan damatla ilgili burada hiç bir not düşmeyeceğim :) Sadece kendisini medeni cesaretinden dolayı tebrik ve takdir ediyorum...(bir rivayete göre her hafta sonu "stand-up and present this wedding" adında bir gösteri yapacakmış bosphorus palace'da)
sevgiler
selo
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)